Ads 468x60px

ÜÇ ÇEŞİT İNSAN VARDIR...

Evet...

Üç çeşit insan vardır.

1. İnsan: bu varlıklar insan taklidi yapan yaratıklardır. Bu varlıkları hayvani sıfatlarla sıfatlandırmak, örneğin;'eşek herif' demek, o mübarek merkebe yapılmış bir hakarettir. Dolayısıyla bu tarz varlıklar, daima kendilerini düşünen, hasetçi, başkasının canında, malında, ırzında gözü olan yaratıklardır. Bunların insanlarla tek ortak noktası; insan sıfatında olmalarından başka bir şey değildir.

2. İnsan: bu tür insanlarda insanlar da olması gereken tüm sıfatlara sahip olan kişilerdir. Çevremizde bu tarz kişileri çokça görürsünüz. İşte bunlar standart insan tipidir. Birinci insan grubu ve üçüncü insan grubunda dâhil olma potansiyeline sahip ortada bulunan insanlardır.

3. İnsan: Bu tür insanlarda "adam gibi adam" diye nitelendirilen, insan olmanın da ötesinde ayrıntılarda, hassasiyette, incelikte insanlığında bir adım ötesine varmış insanlardır. Bu üçüncü grupta olan insanlarla; yolculuğa çıkılır, sır verilir sır alınır, iyi gün değil kötü gün dostudur. Bu insanlardan insana ‘dost’ olur. Bu insanlar ‘âli’ insanlardır. Bu tür insanların kadrini bilmek onlarla haşır neşir olmak gerek.

Peki, siz hangi gruptansınız?

Bunu da bir atasözüyle açıklayayım. “ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”

İşin özü budur vesselam…

Bu yazıyı neden yazdığıma gelince; Üyesi olduğum www.aribakani.com formunun ‘Arı zararlıları’ konu başlığıda; yakın zamanda başıma gelen hadiseyi oradaki ağabeylerimle, dostlarla paylaşmıştım. Bloğumda da yazacaktım ama bir türlü yazıp ta yayınlayamamıştım. Bu hadiseyi ilk formda paylaşmış, en büyük arı zaralısının insanlar olduğuna dair bir yazı yazmıştım. Sağ olsunlar, hemen cevap yazıp üzüntümü paylaştılar. Asıl bundan sonrası benim için çok ama çok önemli…

Kendisine değer verdiğim bir abim, adam gibi adam olduğuna inandığım 3.insan grubuna dahil olan bir abim; buradaki yazıyı okuduktan sonra beni telefonla aradı; tam, 1 saat 3 dakika telefonda sohbet ettik. Oda karşısına çıkan 1.grup insanlardan ve şuanda da muhatap olduğu ekibindeki adam gibi adamlardan bahsetti. İnsanın karşısına, yaşadığı müddetçe bu birinci gurup insanların sıkça çıktığından, bu tarz insanların yaptıklarından uzun uzadıya bahsettik, dertleştik. Bu telefonun benim hayatımda ki yeri önemi hiçbir maddi kalıba sığmaz. İşte adam gibi adam, böyle olur… Ve gerçekten ‘form’ ‘blok’ ‘sanal alem’ deyip geçmemek lazım. Alem sanal olsa da; adam gibi adamların olduğu, dostlukların gerçek olduğu, yüreklerin bir olduğu, acıların paylaşılarak azaltıldığı, sevinçlerin ise çoğaltıldığı, bilginin kıskanılmadan paylaşıldığı, müthiş bir ortam. Bu ortamı hazırlayan, karşılıksız Allah rızası için ‘halka hizmet hakka hizmettir’ diyen bu güzel insanların Rabbim yar ve yardımcısı olsun. Böyle güzel insanlarla beni tanıştırdığı için Rabbime sonsuz hamd ediyorum.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Biz insanların paradan puldan çok, ‘insanlığa’ ihtiyacımız var; manen gıdalanmaya, sevgiye, saygıya, adam gibi adam olmaya ihtiyacımız var. Bunlar odluktan sonra gerisi zaten gelecektir.

Rabbim, cümlemizi üçüncü gurup insanlardan olanlardan eylesin...

NİÇİN YAŞIYORUZ...

Bir Çingene Ali vardı, umutsuz bir biçimde padişahın kızı Selma’ya aşık olmuştu…




Öyle ya aşık olduğu padişahın kızı , kendisi ise bir Çingene Ali… Olacak şey miydi?!! Ama aşık olmuştu bir kere Ali, aklı fikri padişahın kızı selma’da idi…




Kafasını bir oraya vuruyor olmuyor, bir bu yana vuruyor olmuyor…




Onu sevenlerden biri ” Sen bir de Abdulkâdir Geylânî kuddise sırruhu’nun Halifesi olan Ali Heytî Hazretlerine git be Ali’m ” dedi.




Ali umutsuz, bîçare Ali Heyti Rahimehullah’a vardı, meramını anlattı.




Ali Heytî Hazretleri:




-Ali, ben ne dersem yapmaya razı mısın padişahın kızına ulaşabilmek için. dedi.




Çingene Ali gözlerini dört açarak:




– Sen bana padişahın kızı Selma’yı getir; ne dilersen yaparım, uğruna herşeye hazırım. dedi


Ali Heyti Hazretleri Çingene Ali’ye:




-Ali ben ne dersem yapacaksan bu iş olur; ama çok önemli şart ne dersem yapacaksın, hem de itirazsız, dedi.




Ali’nin ise canına minnet, derhal kabul etti bu şartı. Ali Heyti hazretleri, Çingene Ali’yi bir dağın tepesindeki mağaraya götürdü.




Issız bir yerdi orası ve ona:




-Şimdi burada şu kayanın üstüne otur ve kim gelirse gelsin, ne olursa olsun kesinlikle umursamadan sadece “Allah” kelimesini söyle, dedi.


Ali şaşkın:


-Allah demekle padişahın kızının ne alakası var. dedi.






Ali Heyti Hazretleri kızgın:






-Ali soru yok!! sen dediğimi yap kız sana gelecek inşaAllah. dedi.






Çingene Ali söylenene uydu: “Allah Allah Allah” demeye başladı. Haftada bir Ali Heyti hazretleri geliyor ve ona yemek getiriyordu.




Çingene Ali, Ali Heyti hazretlerini her gördüğünde:






-Hani, nerede? Padişahın kızı ne oldu, niye gelmedi?!! diye soruyor; her defasında “Sabret, soru sorma sadece Allah de” cevabını alıyordu.




Ali aşkının tılsımından bir denileni iki etmiyor, kıza kavuşma ümidiyle, güvendiği, sözüne inandığı Ali Heyti hazretleri ne derse onu yapıyor ve “Allah” diyordu.




Vakit geçti, Ali’nin namı şehre yayılmaya başladı, civardan geçen kervanların haber vermesiyle Çingene Ali, ” Memleketin uzağından gelmiş, ıssız bir mağaraya sığınmış bir büyük Allah dostu, hiç durmadan Allah diyen bir veli ” olarak şehirde anılmaya başlanıldı.




Öyle ki , onun hakkında, nice kerametler söylendi, nice kişiler onun tılsımlı nefesinin kudretinden bahsetmeye başladılar.






Bu arada Ali Heyti hazretleri yine adeti üzere Ali’nin yanına haftada bir uğruyor yemek getiriyordu.


Çingene Ali Onu her gördüğünde ” Hani kız nerede, niye gelmedi hala?” diyordu.




Ali Heyti hazretleri ise ” Az kaldı, bekle, Allah de” diyordu. Bir gün geldi ki padişahın kızı hastalandı.




Memleketin bütün tabibleri çaresiz kaldılar, hastalık karşısında..




Dediler ki padişaha:




-Efendim memleketimizin büyüklerinden Allah dostu bir Ali Heyti Hazretleri var, bir de ona soralım; bu hastalık karşısında biz nâçar kaldık….




Padişah, Ali Heyti Hazretlerini davet etti huzuruna.




Meramını anlattı. Ali Heyti Hazretleri:




-Padişahım, memleketimizde ün salan , bir dağın tepesindeki mağarada sürekli Allah diyen bir kulunuz var belki o bir şeyler yapabilir. dedi.




Zaten padişah o söylenen kişinin namını çoktan duymuştu bile, derhal buyruk verdi dağa doğru gidilmesi ve o Hazretin! görüşünün alınması için….




Ali Heyti Hazretleri huzurdan ayrıldı ve Çingene Ali’nin yanına geldi.




Ona:




-Evladım padişah maiyetiyle senin yanına geliyor.




Sana ne teklif ederse etsin sakın kabul etme.. toprak, altın, makam.. hiçbirisine iltifat etme ancak kızını teklif ederse zevceliğe , senin işin tamamdır, kabul et. dedi.




Çingene Ali heyecanlı, emelinin sarhoşluğunda daha bir şevkle “Allah” demeye başladı….




Tam kırk gün dolmuştu o paslı mağarada Allah demeye devam edeli, aklında padişahın kızından başka hiç bir şey yok ve Allah diyordu Ali.




Padişah maiyetiyle mağaraya geldi. Gördüğü manzara:




Bir derviş.. hararetle Allah Allah diyor, imrendi ona, ne hoş bir insan, dünya hiç umurunda değil, dedikleri kadar varmış, ah nice böyle bir insanla sürekli beraber olsaydım, diye düşündü içinden…


Çingene Ali’ye, Ali Heyti Hazretleri padişahın meramını aktardı, padişahın kızının rahatsızlığından, bütün halkın üzüntülü olduğundan ve şifanın belki onun duası vesilesi ile Allah’tan gelebileceğinden bahsetti Ali’ye..




Ali yüreği yanmış bir halde, sevdiğinin ızdırabını ciğerlerinde hissetmesine rağmen, Ali Heyti Hazretlerine verdiği sözü unutmadı ve sadece ” Allah Allah ” dedi.




Ali Heyti Hazretleri padişaha dönerek:


-Padişahım gördüğünüz gibi, sadece Allah diyor, Ona hediye verseniz iltifatını celbetmek için, bize yüzünü dönmesi için. dedi.




Padişah Ali’ye mülk hediye etmek istedi. “Memleketimin yarısı senin olsun ey Ulu Kişi! ” Ali ” Allah” dedi…




Padişah makam teklif etti ” Benim veziri azam’ım olmaz mısınız ey Ulu Kişi! ” … Ali ” Allah” dedi.




Padişah altın dedi ” Ne kadar mal arzu ediyorsanız her istediğinizi önünüze yığalım ey Ulu Kişi! ….


Ali ” Allah” dedi….






Padişaha yaklaşarak Ali Heyti Hazretleri:




-Padişahım bir de kerimenizin izdivacını teklif etseniz dedi.




Padişah düşündü: ” bu erenden daha layık kim olabilirdi ki zaten kızı için, sürekli “Allah” diyen, dünyaya bel bağlamayan, altında devlette gözü olmayan bir Allah Dostu…




zaten halk ta onu çok seviyor!!” – Kızımın, biricik kerimemin nikahını alır mısınız?!! dedi.




Ali şokta… yanlış mı duymuştu ki; padişah ona, kızının, Selma’nın nikahını teklif ediyor ha.. Hem de kime?..




Çingene Ali’ye öyle mi? Neden neden? Nasıl bir hal bu aman ya Rabbî!




Bir çingene Ali, emeli için kırk gün Allah dedi ve emeline kavuştu…..




Ali düşündü, içlice düşündü, içine konuştu, içinde kavruldu:




- Ben ki bir kız için, aşkım için kırk gün sadece Allah Allah dedim; emelime kavuştum, padişahın kızına kavuştum…


Ya Rabbî!! Ya Sen’in için, Şanın için, Sen Sen olduğun için “Allah” deseydim… …




Sen her bir emelden öte, en ötede en yakında hakiki hükümdar ve Sevgili’sin..




Ey şanı Yüce… Çingene Ali’nin de, padişahın da Rabb’i….




Çingene Ali herkesin duyabileceği bir sesle “ALLAH” ….. dedi ve oracıkta can verdi….


Rivayet edilir ki son nefesiyle kutuplar arasında yerini aldı Çingene Ali namlı, Ali rahimehullah….






Allah Teala’ya hakiki manada kul olana, bütün mahlukat esir olur!…




Hatib ve imam Kuşeyrî’nin tahric ettikleri İbni Abbas’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:




” Kim âşık olsa, iffetini korusa ve ( aşkını ) gizlese ve bundan dolayı ölse, şehid olduğu halde ölmüştür. “

KATI ŞEKER

     Arı beslemesinde oldukca yaygın olduğunu duyduğum 'katı şeker' ile, işyerinde bulunan arımı beslemek istiyorum.

     Nasip olursa iş çıkışı bu şekerleri vereceğim. Bazı arıcılar kışın arıya kek vermek yerine bu şekeri veriyorlarmış.
   
    Arı beslemesi konusunda benim aklıma yatan görüş asıl itibariyle şu: arının sonbahar beslemesini çok iyi yaparak invert şurupla arıdan aldığımız balı ona geri yaptırmak sırlandırmak ve kışın yetebilecek oranda sırlanmış invert balı yaptırmak. Hiç birşey balın yerini tutamaz. Dolayısıyla arının kışı çıkarabileceği oranda 'şeker balı' yaptırtmak ve hem siz hemde arının rahat etmesini sağlamak. Benim düşünceme göre en mantılısı bu.

     Peki bu şekeri neden veriyorum? Çünki; denemek, görmek istiyorum. Ve bu arılarıma zamanında yeteri kadar invert veremediğim için bu hava şartlarında açlık çekmemeleri için kek ve bu katı şeker takviyesi yapmak istiyorum.

     Uzun zamandır, ne arılarıma bakabildim ne de arılarım hakkında paylaşımda bulunabildim. Uzunca bir süredeir adını koyamadığım bir hastalıkla cebelleştim. Hamdolsun şuan iyiyim Rabbim şifa verdi kurtuldum. Rabbim dert verip derman aratmasın. Hastalarımıza şifalar versin.

    Evet, bahar geliyor. Arılarla haşırneşir olma zamanı geldi. Tüm arıcılara hayırlı, bereketli, kazasız, belasız bir arıcılık sezonu diliyorum. Rabbim cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...